10 Mayıs 2011 Salı

KEMEUTOPYALILAR


Kemeutopyalılar
Roman dizisine ilişkin kısa bir meram
Atalay GİRGİN

Birkaç kitaplık bir çalışma değil bu. Ömrüm yettikçe, bedenim aklıma, aklım bedenime ihanet etmedikçe sürecek uzun erimli bir çalışma… Daha birinci kitapta ilk işaretleri verilen Kemeutopya ve onun içindeki ülkelerden biri olan Ambarya, çalışmanın evrenini belirliyor.

Yalnızca Ambarya bile birbirini izleyen romanların ortaya çıkması için yeterinden fazla malzeme barındırıyor. Hiçbiri tek bir kitapta tüketilemeyecek ve birbiriyle bağlantılı malzemeler.

Bir ada olan Ambarya’nın sahip olduğu hem toplumsal-siyasal ilişkiler ve geçmişi hem de jeo-politik konumu ve geçmişten bu yana kurduğu ya da kurmak zorunda kaldığı uluslar arası ilişkiler, çalışmanın kesintiye uğramaksızın sürekliliğini sağlaması ve kendini yenileyerek üretmesini koşulluyor.

Ambarya’nın ve ilişkilerinin değişen gerçekliği, giderek roman dizisinin evrenini Ambarya’yla sınırlamayı olanaksızlaştırıyor. Bu durum yazma açısından hem avantajlar hem de dezavantajlar barındırıyor. Ben şimdilik avantajlarından yararlanıyorum. Ve bunları fablın sunduğu olanaklarla birleştirip yazmayı sürdürüyorum. Dezavantajlarıyla yüzleşme ve aşmayı ise, şimdilik, geleceğe ertelediğimi söylemeliyim.

Bu roman dizisinde yer alan / alacak olan her kitabın, öne çıkan kahramanı ekseninde hem bağımsız hem de kahramanlarının ve mekânlarının ortaklığı, geçişkenliği ve ilişkilenmesi temelinde, birbirinin devamı niteliğinde olmasını bilinçli bir biçimde öngördüm. Arada Kemeutopya ve Ambarya ekseninde bunlardan bağımsız iki üç kitap çıkabilme olasılığı şimdiden beliriyor olsa da “Mehdi ve Mesih”le başlayan dizi özellikle ikinci çalışmayla birlikte kendi yolunu açmış durumda…

Son olarak şunu söylemem gerek: Bu çalışma, bir insanın, gördükleri, bildikleri ve yaşadıkları karşısında hissettiği öfkenin, aklını teslim almasına karşı koyma ve bunun yerine, öfkesini edebiyatla terbiye etme girişiminin ürünüdür. Yüzme bilmemesine rağmen, okyanusun orta yerinde kaldığında bile boğulma pahasına boy verip derinliği bilmek istemesi ve boy vermişken de dalıp onun dibinden bir avuç kum çıkarabilme girişimi…


9 Mayıs 2011 Pazartesi

MEHDİ ve MESİH ÜZERİNE

Umudun tersinden okunduğu bir kitap:
“MEHDİ VE MESİH” ÜZERİNE

Sabiha Kötek

Kitap insanın aklına seksenli yıllarda yapılan bir kamuoyu soruşturmasını getiriyor. Sokakta rastgele insanlara soruyorlar; “ Sizce siyaset nedir?” Yanıtlar muhtelif ama kim bilir kaç iktidar görmüş, yaşlı bir amcanın verdiği yanıt dikkate değer: “ Adamını bul siyaset odur”. Siyaset algısı yıllarca bir dantel gibi işlenerek, bu şekilde oluşturulmuş bir halkın yazar-çizer takımının elinde bolca malzeme var demek oluyor bu. Mehdi ve Mesih de bu kaynaktan besleniyor. Siyasetin kirli özüne vurgu yapan bir kitap mehdi ve Mesih.
       
 Siyasi otorite-lider ve bunun karşısındaki sürü psikolojisi ile koşulsuz itaat ve sürüdeki bir kara koyun emaresi ile başlayan kitap, farklı dünyalara açımlanarak genişliyor. İlerleyen sayfalarda okuyucu karşısına çıkıveren tek bir kelime ile hem şaşırıyor, hem de George Orwell’in “ Hayvanlar Çiftliği” tadında bir anlatım beklentisi içine giriyor. Ancak bunun metne yedirildiğini söylemek zor. Aynı şey, günümüzden altı bin yıl sonraki tarih ile karşılaşıldığında, bir bilim kurgu tadı beklentisinde de geçerli. İçinde yaşadığımız “ insan” toplumunun mutlak hâkimiyeti kırılamıyor. Edebi bir eserde kullanılan imge ve simgelerin edebi kaygılarla değil de, siyasi kaygılarla ( siyasi uygulamaların yarattığı öfkenin akıtılacağı bir mecra arama kaygısı ile ) yapıldığı durumlarda, askıda kalmaları olağan bir durum. Bu kitap da, günümüz siyasi ve toplumsal atmosferi eleştirmenin doğrudan yapılmasının bedellerinin ağır olduğu bir gerçeklikte, bunu dolaylı yollardan, yarı kurgusal git-gel’lerle vermeye çabalayan bir kitap. Tuhaf bir ironi; kitabın konusu kitabın başlı başına eleştirisi…

Kitabın belki de en çarpıcı yanı, ataerkil toplum düzeni içinde dinin yorumlanışının, en çok kadına zarar verdiğini, en çok onu kimliksizleştirdiğini anlatması. Nihan ağırlıklı olmak üzere, abla ve diğer  “ dişi” lerle anlatılan kadının bu “ şeyleştirilişi” sinir bozucu, dolayısıyla da etkili.
    
 Kitaptaki irili ufaklı teknik, kurgusal ve mantıksal hatalara ve çok daha özenli işlenmesi gerekliliğine rağmen çağrışımları ve dile getirdiği kaygılarıyla eğlenceli ve insanı içine alabilen bir anlatıma sahip. Ama kitap için ne söylense yarım kalacaktır, zira seri olarak devam edecek. Ama sakınımsız şunu söylemek mümkün:

Kitap bize çok tanıdık bir hikâye anlatıyor; umudun tersten okunduğu bir hikâye…


MEHDİ ve MESİH

Mehdi ve Mesih
Atalay GİRGİN*

Mehdi ve Mesih tartışmasında son nokta…

Yüzyıllardır süren bir sorun bu… Neredeyse her yüzyılda denilebilecek kadar sık yaşanan… Her daim birileri ortaya çıkıp Mehdi’nin, Mesih’in gelmesinin yakın olduğunu ilan etmiştir. Bazen ilanla birlikte utangaçça işaret etmek istediği kendisi olmuştur.

Bazen birilerinin yönlendirmeleriyle dolduruşa gelip işi, “Mehdi benim!”, “Mesih benim!” demeye vardıranlar da çıkmıştır. Bunlar Şeytan’ın ve Deccal’in kötülüklerine karşı iyiliği kaim kılma yolunda kendisine müritler de bulmuşlardır.

Hiç kimsenin kuşkusu olmasın, bundan sonra da aynı sıfata bürünüp ortaya çıkanların az ya da çok hep müritleri olacaktır. Bunlar ister birer meczup olsun, isterse gerçeklik algısını sık sık yitiren, şiddetli bilinç yarılması yaşayan şizofren olsun, her daim kendilerine “akıl tutulması”na uğramış şakirtler bulacaktır.

Çünkü kutsallık zırhına bürünmüş yanılsamaların galebe çaldığı her yerde aklın ve bilimin aydınlığı sırra kadem basar. Rüzgârlı ve karanlık bir havada titrek bir “mum ışığı”na dönüşüverir bilimin ve aklın aydınlığı…

Artık buna son noktayı koymak, kutsallık zırhına bürünmüş saplantılı yanılsamaların karanlığını kovmak zamanıdır! İşte tam da bu amaçla “MEHDİ ve MESİH”1 adlı kitap öncelikle şu soruların yanıtlarını ortaya koymaktadır:

1)    Mehdi ve Mesih zati midir yoksa manevi mi?
2)     Mehdi ve Mesih ayrı ayrı bedenlerde mi vücut bulacak? Yoksa her ikisi de bir tek bedende mi zuhur edecek?
3)    Mehdi ve Mesih, birilerinin iddia ettiği gibi 2011’de mi zuhur eyleyecek? Yoksa başka birilerinin iddia ettiği gibi zamanımızdan 570 yıl sonra mı? Yoksa başka bir tarihte mi?
4)     Kutsal kitapları ellerine alıp kendi iddialarını kanıtlamak için bilumum hesaplamalar yaparak farklı tarihler verenlerin amacı ne? Onlar doğruyu mu söylüyor? Yoksa başka birilerinin amaçlarına mı hizmet ediyorlar? Aynı kutsal kitaplara bakarak birbirlerinden farklı tarihler vermelerinin ardındaki amaç ne?
5)    Huruç edip zuhur eylemeyi bekleyen Mehdi ve Mesih, hangi ülkenin hangi şehrinde yaşıyor?
6)     Mehdi ve Mesih ilk kez hangi ülkenin hangi şehrinde zuhur edecek? Neden o ülke? Neden o şehir?
7)    Mehdi ve Mesih’in vücut bulacağı bedenin sahibini, zuhur anına dek kim ya da kimler finanse ediyor ve edecek? Neden?
8)     Mehdi ve Mesih siyasal bir partiye katılacak mı?
9)    Siyaset, saltanat ve din işlerinin üçüyle de ilgilenecek olan Mehdi ve Mesih seçimlerde hangi lidere desteğini sunacak?
10) Mehdi ve Mesih’in sağlığını tehdit eden hastalık ne?
11) Kendi ülkesinin en etkili dini şahsiyeti Mehdi ve Mesih’i karşısında gördüğünde tanıyacak mı? Tanımak istemediğinde nasıl ikna edilecek?
 12) Mehdi ve Mesih’i tanımamak için direnen, tanınmış ve zamanın ünlü dini liderlerine neler yapılacak?
13) Mehdi ve Mesih’in cinsellik anlayışı ve cinsel tercihi ne?
14) Mehdi ve Mesih’in saçı, sakalı nasıl ve ne renk olacak? Hangi renk kıyafetler giyecek? Neden?

Tüm bu soruların ve yazıyı daha fazla uzatmamak için yer vermediğim yüzlerce sorunun yanıtları, “MEHDİ ve MESİH”in birinci ve ikinci kitabında… Birinci kitap “MEHDİ ve MESİH” üst başlığıyla çıkıyor! Yakında kitapçılarda…

Her düzeyden ilgilenenlere iyi okumalar dileğiyle…


1 Mehdi ve Mesih, yazan Atalay GİRGİN.